Feeds:
Yazılar
Yorumlar

“HASTASI OLANLAR MUHAKKAK OKUSUN”

Selamün Aleyküm kardeşlerim; Şırnak ilinde tanıdığımız bir hoca var. Allah’ü Teala’nın izniyle hastaları iyi ediyor. Allah c.c’ın vermiş olduğu bir ilim var. Karşılığında da kesinlikle herhangi bir ücret talep etmiyor. Medreseden bir arkadaşım kanserdi. 3 ay falan ömrü kaldı demişlerdi. Onun yanına gitti ve şu an sağlığı çok iyi. Bunun gibi daha bir çok tanıdığım var, hatta doğuştan sakat olanları bile tedavi ettiğini biliyorum. Sizlere telefon numarasını veriyorum. Telefonda her şeyi söylemez. Yanına çağırırsa lütfen gidin ve ihmal etmeyin Allah c.c bütün müminlere acil şifa versin.( İSMAİL HOCA 0535-285-17-58)……

ABDEST VE ALAKALI KONULAR

Abdestin Arapçası VÜDU’dur. Vüdu temizlik ve güzellik demektir. Dini mana olarak ise;  Yüzü, kollarla beraber iki eli, topuklarla beraber iki ayağı yıkamak ve başı mesh etmektir. Abdest İslam’da olduğu gibi diğer dinlerde de mevcuttur. Abdest alındığı zaman yıkanılan azalardan dökülen sular ile yapılan küçük günahlarda dökülür.

ABDESTİN FARZLARI:  4’tür.

1- YÜZÜ YIKAMAK: Tüy bitiminden çene altına kadar olan ve iki kulak yumuşağı arasında kalan kısmı bir defa yıkamaktır.

2-Kolları dirseklerle beraber yıkamak.

3-Başın dörtte birini mesh etmek: Mesh, ıslatılmış eli mesh edilecek aza üzerine koymaktır. Maliki ve Hanbelî mezheplerinde başın tamamını mesh etmek farzdır. Hanefi mezhebine göre mesh aleti el olup, el de  başın dörtte biri kadar olduğu için farz olan miktarda dörtte birdir.

4-Ayakları topuklarla beraber yıkamak.

ABDESTİ OLMAYAN KİMSE ŞUNLARI YAPAMAZ

1-Namaz kılamaz  2-Kur’an-ı Kerim’e el süremez  3- Tilavet secdesi yapamaz

ABDESTİN SÜNNETLERİ

1-Abdeste başlamadan önce elleri bileklere kadar yıkamak (eller temiz olsa bile)

2-Abdeste Eüzü Besmele ile başlamak

3-Ağıza 3 kere su vermek (mazmaza=gargara yapmak)

4-Ağıza su verilirken misvak kullanmak

5-Buruna 3 kere su vermek (istinşak, suyu katı yere kadar ve her defasında sol elle sümkürmek)

6-Mazmaza ve istinşakı aşırı derecede yapmak (Fakat oruçlu iken bu şekilde aşırı olarak yapılmaz)

7-Yüzü yıkarken niyet etmek (niyet kalp ile olur)

8-Abdest azalarını ara vermeden yıkamak

9-Abdest azalarını sırası ile yıkamak

10-Yıkadığı azalarını iyice oğmak

11- Abdest organlarını üçer kere yıkamak

12-Abdeste sağ taraftan başlamak

13-Elleri ve ayakları yıkamaya parmaklardan başlamak

14-Eller ve ayaklar yıkanırken parmak aralarını hilallemek (Ayakları yıkarken sol elin serçe parmağıyla sağ ayağın altından  küçük parmağının arasını oğuşturmak ve böylece sol ayağın küçük parmağında bitirmek )

15-Sık olan sakalı hilallemek (yani parmakları sakalın alt tarafından sakala girdirmek)

16-Kulakları mesh etmek

17-Boynu mesh etmek

18-Başın tamamını bir su ile mesh etmek (kaplama mesh: her iki el tamamen ıslatılır. Başparmaklar ve işaret parmakları hariç kalan üç parmak birleştirilir. İki elin bitişik olan parmakları uç uca getirilerek başın ön tarafından enseye kadar çekilir daha sonra elin ayaları başın iki yanına yapıştırılarak enseden başın önüne doğru çekilir daha sonra kullanılmamış olan baş parmakların içleri ile kulakların dışları şehadet parmaklarıyla da kulakların içleri mesh edilir, parmakların arkaları ile de boyun mesh edilir, bu şekilde başın her tarafı tek su ile mesh edilmiş olur)

ABDESTİN EDEPLERİ

1-Vakit girmeden önce abdest alıp namaza hazır bulunmak

2-Abdest alırken kıbleye yönelmek

3-Abdest sularının elbiseye sıçramaması için yüksek bir yerde oturmak veya var ise abdest için önlük kullanmak

4-Abdest için başkasından yardım istememek (başkası kendi arzusu ile yardımcı olursa caizdir)

5-Zaruret olmadıkça dünya kelamı konuşmamak

6-Abdestin başından sonuna kadar niyeti unutmayıp her organı abdest niyeti ile yıkamak

7-Abdest esnasında her azayı yıkarken besmele çekmek ve Peygamber Efendimizden (s.a.v) nakledilen dualarla dua etmek

8-Elleri yıkarken yüzük var ise altına suyu geçirmek

9-Ağıza ve buruna sağ ile su vermek ve sol elle sümkürmek

10-Yüzü yıkarken göz pınarlarını yoklamak

11-Abdest suyunu dirseklerin ve topukların yukarısına ulaştırmak

12-Suyu israf etmeden kullanmak, organlardan da su damlamayacak kadarda suyu kısmamak

13-Güneşte ısıtılmış su ile abdest almamak (Almak ise mekruhtur)

14-Abdestin sonunda kıbleye karşı Kelime-i Şehadeti okumak

15-Abdest suyunun fazlasını ayakta içmek ve  şu duayı okumak (Eşhedü Elle ilehe illellahü vehdehü le şerike leh ve eşhedü enne mühemmeden abdühü ve rasülüh. Ellahümmecâlni minettevvebine vecâlni minel mütedahhhirin)

16-Abdestin sonunda bir veya üç kere Kadr süresini her defasında Eüzü besmele ile okumak

17-Abdest aldıktan sonra kerahat vakti değilse 2 rekât abdest şükür namazı kılmak

ABDESTİN MEKRUHLARI

1-Abdest suyunu israf etmek

2-Abdest suyunu mesh eder gibi az kullanmak

3-suyu yüze çarpmak

4-Dünya kelamı konuşmak

5-Özürsüz olarak başkalarından yardım istemek

6-Başı üç kere yeni sularla mesh etmek

7-Sağ elle temizlik yapmak(taharet almak)

8-Ayakları yıkarken sağ eli kullanmak

 

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER

1-Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin ve su çıkması

2-Ağız dolusu kusmak

3-Önden ya da arkadan necasetin (pisliğin) çıkması

4- Yellenmek

5- Ağızdan tükürüğe eşit ya da daha fazla kanın gelmesi

6-Bayılmak

7-Delirmek

8-(Kadın ve erkeği ayırt edemeyecek kadar)  sarhoş olmak

9-(Rükûsu ve secdesi olan) namazda gülmek. (Cenaze namazında gülmek abdesti bozmaz çünkü rükû ve secdesi yoktur)

10-Yanı üzere yatanın, dizlerine, ellerine dayanan veya bir şeye dayanıp, o şey çekildiği zaman düşecek şekilde uyuyan kimsenin uykusu da abdesti bozar

11-Cinsi münasebette bulunmak

12-Herhangi bir sebepten dolayı mezi gelmesi

ABDESTİ BOZMAYAN ŞEYLER

1-Gözden gelen yaş, su veya ağlamak  (Namazda ağlamak ise bozar. Ama huşudan veya Allah c.c korkusundan olursa bozmaz)

2-Yara veya benzeri yarıklar içinde görülen veya dışarıya çıkmayan kan, irin ve sarı sular

3-Ağız dolusu olmayan kusuntu

4-Bir yaradan kopan deri parçası

5-Pire, kene, sivrisinek, karasinek gibi haşeratların karınları doluncaya kadar emdikleri kan

6-Saç, bıyık ve tırnakların kesilmesi

7-Namazda iken ayakta, oturarak, rükûda ve secdede uyumak

8-Namaz dışında, cenaze namazında ve tilavet secdesinde kahkaha ile gülmek

9-Ne kendisinin ne de başkasının işitebileceği bir sesle gülmek (Tebessüm etmek) ne namazı ne de abdesti bozar. Fakat kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek yalnızca namazı bozar

PEYGAMBER EFENDİMİZDEN NASİHATLER

  1. Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: “Bana tavsiyede bulun yâ Rasûlallah” diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr’e şu nasîhatlerde bulundu:
    – Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır.
    – Kur’ân’ı oku, Allah’ın zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde ışık, gökte de saklanan bir azıktır.
    – Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür.
    – Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle, dînini koruman hususunda bir yardımcıdır.
    – Fakirleri sev, onlarla hemdem ol.
    – Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur.
    – Acı da olsa hakkı söyle.
    – Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun. Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip, insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne vurarak:
    – Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak gibi servet yoktur, buyurdu.
[Hayatü’s-Sahâbe 4-206/207]

ÜÇ AYLAR

İslâm’ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları. Bu aylar ve diğer dokuz ayın süreleri, ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Kameri ayların süresi, şemsî ayların süresine nazaran değişiklik arzeder. Kamerî sene, şemsî seneden on bir gün daha kısadır. Ayrıca kamerî ayların diğer bir özelliği şemsî aylarda olduğu gibi senenin aynı mevsimine değil, değişik mevsimlerine tesadüf etmesidir. Mesela, kamerî bir ay olan Ramazan ayı, senenin mevsimlerini dolaşır. Hicrî ve kamerî aylar arasında küçük önem taşıyan ve “üç aylar” diye adlandırılan Receb, Şaban ve Ramazan ayları mübarek aylar olarak kabul edilirler. Bu ayların Müslümanlarca önemli ölçüde değer kazanmasının sebepleri arasında Hz. Peygamber (s.a.s)’in bu aylar hakkında verdiği haberler gösterilebilir. Rasûlüllah (s.a.s) bir hadis-i şerifinde; “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Receb ayı girince, ” Âllahım! Receb ve Şabanı bize mübarek kı!! Bizi Ramazana ulaştır” diye dua ederdi.

Üç ayların değerini ifade eden diğer bir önemli özellik ise beş mübarek kandil gecesinden dördünün bu aylar içinde olmasıdır. Regaib gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine, Mirac gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlar.

Hz. Peygamber (s.a.s) Şaban ayında çok oruç tutardı. Hz. Aişe, Rasûlüllah (s.a.s)’ın bu aydaki orucu hakkında şöyle der: “Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim” (Tecrid-i Sarih, VI, 295).

Ramazan ayının fazileti ise çok daha yücedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır” (Müslim, Kitâbu’s-Sıyam, 1).

Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bu kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir gecesinde yapacağı ibadet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.

Bu nedenle özellikle, bu aylarda bol bol istiğfar etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kur’ân okumak ve dua etmek en uygun davranışlardır.

Şamil İA

ÇOK MERHAMETLİ BİR RABBİMİZ VAR

      Allâh Teâlâ buyuruyor:
      “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım!
      Allâh’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allâh bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. ” (Zümer 39 / 53)
      “Allâh, kendisine ortak (şirk) koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allâh’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftirâ etmiş olur.” (Nisâ 4/48)
      Muaz bin Cebel -radıyallâhu anh-‘den rivâyete göre, şöyle demiştir:
      “Bir gün ben Ufeyr adlı bir merkeb üzerinde Peygamber -sal-la.1la.hu aleyhi ve sellem-‘in terkisinde bulunuyordum. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
      “-Ey Muaz! Allâh’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allâh üzerindeki hakkını biliyor musun?” buyurdu. «Allâh ve Resulü daha iyi bilir..» dedim. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
      “-Allâh’ın kulları üzerindeki hakkı, yalnızca kendisine ibâdet etmeleri ve hiçbir şeyi Ona ortak (şirk) koşmamaları, kulların Allâh üzerindeki hakkı ise; kendisine ortak koşmayan kimseye azâb etmemesidir.” buyurdular. Bunun üzerine:
      -Yâ Rasûlâllâh! Halkı müjdeliyeyim mi? dedim.
      “-Hayır, onları müjdeleme; çünkü onlar buna güvenirler de iyi işlere karşı ilgisiz kalırlar.” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 46)
      Allâh Teâlâ buyuruyor:
      “(Onlar şöyle yakarıdan) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sensin.” (Âı-i imrân 3 / 8)
      Ummü Seleme -radıyallâhu anhâ- validemizin bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sık sık şu duâyı yapardı:
      “Ey kalbleri halden hâle (renkten renge, şekilden sekile, imândan küfre, küfürden îmâna) çeviren Allâhım, benim kalbimi dînin Üzere Sabit kil!”(Tlifflîzî, Kader, 7 ; ibn-i Mâce, Mukaddime, 13)
Yusuf Demireşik

İBADETLERİN GAYESİ

islam Dîni, kulun huzûr, sürür ve sükûnunu kalb sarayında aramasını ister. Çünkü bütün güzellikler kalp cevherindedir. Bu da Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in kalbî husûsiyetlerini, derinlik ve inceliklerini duyarak, hissederek ve yaşayarak mümkündür.” (Rahmet Peygamberinden Rahmet Esintileri, Genişletilmiş baskı s: 69-70)
      İbâdetlerin hedefi de kulun bu mânevî dünyasını tanzîm ederek, kalbî hayâtını Peygamberimizin kalp sarayına; amelî ve ahlakî hayatını da onun sünnetine benzetmeye çalışması ve böylece onu Hakkın istediği kul olma kıvâmına ulaştırmasıdır.
      Bu ikisi, yâni kalbî ve zâhirî terakkî birlikte gitmelidir. İbâdelerimizin şekline dikkat ettiğimiz kadar, muhtevâ ve mânevî bu-uduna da itinâ göstermeliyiz. Zîrâ âyet-i kerîmede:
      “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler..” (Mü’minûn 23/1-2) buyurularak, namazın şeklî ve zâhirî şartlarının yanısıra; gerçek müminin namazının vasıflarından biri olarak huşûnun önemine dikkat çekilmiştir.
      Başka bir âyet-i kerîmede de:
      “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (değerini bilip, ona önem vermezler). Onlar gösteriş (için ibâdet) yaparlar; en ufak yardımı dahî esirgerler.” (Mâûn 107/4-7) buyurulmuş ve namazların gaflet ve samimiyetsizlikten arındırılması istenmiştir.
      Bu âyetlerde geçmekte olan huşû, ihlâs ve teyakkuz halleri, kalbin amelleri cümlesindendir. Kişi vücûdunu ibâdetlere hazırladığı, onun tahâretine özen gösterdiği gibi, belki daha büyük bir itinâyla rûhunu ve kalbini de paklamalı, namaza ve sâir ibâdetlere hazırlamalıdır.
      Tam anlamıyla namaza hazır olan ve gerektiği gibi onu îfâ eden birisi ile namazın hakkına riâyet etmeyen iki kişinin durumları hakkında, Peygamber Efendimizin işaret ve îkâzı ne kadar şâyân-ı dikkatdir:
      “İki kişi, aynı zaman ve mekânda iki rekat namaz kılarlar, (ancak) aralarındaki fark, yer ile gök arası kadardır” (Rahmet Peygamberinden Rahmet Esintileri, Genişletilmiş baskı s: 70)
Yusuf Demireşik
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.